13 Mart 2012 Salı

Sivas'tan Kenan'a selam olsun... Nice "hayırlı" karalara Türkiye'm

Aslında bugün blog sayfamı Sivas davasıyla ilgili birşeyler yazmak için açtım. yazdım sildim yazdım sildim... Kararda geçen "insanlık suçu değildir" cümlesini düşünürken aklım gene o eski yaraya gitti... 1975 'te Kenan'ı alıp götürdüklerinde, hakimin davayı düşürmek için verdiği karara: "bir insan hem şapka takıp, hem de uzun saçlı olamaz." kişinin cinsiyeti belirlenememiş, tıpkı bugünki dava gibi Kenan'ın davası da böylece kapanıp gitmişti... Bu cümleyi öğrendikten sonra çok daha iyi öğrenmiştim hiçbir şeye şaşırmamayı... Hele ki bu ülkenin adalet sisteminin verdiği "üstünü örtme" kararlarına... Kanayan yaralaralar zaman aşımına uğramaz bu ülkede, sadece kanayan yaralar kanırttıra kanırttıra aşındırılarak daha büyük izler bırakır içimizde...
Dün Nedim ile Ahmet'in dışarı serbest bırakılması, bozuk saatin günde iki kere doğruyu göstermesiydi... Bugünse Egzozunu adalet tıkamış, üstüne Kenanlar, Sivaslar, Hrantlar kazınmış külüstürümüzle, kendi dumanımızda boğularak yola devam ediyoruz.
Nasıl demişti Uğur son yazısını noktalarken?
Geçmiş olsun... Geçmiş olsun....

7 Mart 2012 Çarşamba

Güze bahar olan şiir

Şimdi hayıflanıyorlar ardımdan.
Kolu kanadı kırık, hayli kocamış bir güze,
Gelin etimişim diye taze baharında,
Rengarenk kahkahalarla şakıyan gönlümü...

Oysa nasıl da bilmezler!

Benim öncem o güz olmasa,
Ben bahar olmam!
Tövbe gelmem dile,
Telli saz olmam!

9 Şubat 2012 Perşembe

Namussuz ayak izlerinin şiiri

Hep bu karda çıkan ayak izlerinin suçu biliyor musun?
Bir içe bir dışa...
Çirkin ama güzel sesli bir kadına eşlik ediyorlar,
Bir de ona eşlik eden, sence güzel olan,
Oysa hayli çirkin sesli ben...
Kandırımayı da iyi biliyorlar şu ayak izleri...
Bir içe bir dışa...
Tıpkı yalpalaya yalpalaya senin yoluna düşen gönlüm gibi...
Vuslatımıza çıkacakmışcasına yol gösteriyorlar bana...
Oysa bilirim ki köşe başında sıcak bir evin yatak odasında
Bitivericekler ayak izleri bir içe bir dışa...
Ben bilirim ki, senin güneşin beni aydınlattıkça,
Eriteceğini bilmeden, yoluma ışık saçtıkça,
Yitivericekler ayak izleri sevgilim.
Bir içe bir dışa...

S...

26 Ocak 2012 Perşembe

23 Yaş damlacıkları

23 yaşıma gireli tam bir hafta oldu. En yanımda olmayı hakkeden insanların birkaçıyla beraber sakin ama güzel bir akşam geçirdik geçen Perşembe... Tabii eksikler vardı kadroda, onlarla da başka sefere artık.  demin geçen haftayı düşünürken aklıma küçükken kutladığımız doğum günlerim, annemlerin "arkadaş" toplantıları geldi. Kalabalıklar, çoğu şimdi doğa kanunuyla ya da bizim isteğimizle yanımızda olmayan insanlar... Gülüşmeler, yemeceler, içmeceler... annemle babam henüz beraberken çok geniş bir çevreleri vardı gerçekten. Bazıları beni fazlaca sıkan, bazıları da keyif veren arkadaşlar-arkadaş gurupları... Çoğu ayıp olmasın diye katılınan ya da evimizde verilen yemekler davetler... Hepsi değil kesinlikle ama çoğu benim içimi sıkardı daha küçük bir kız çocuğuyken bile... Sonra hayatımızdaki değişiklerle birlikte bu insan popülasyonu da değişti. Annemlerin ayrılmasında saçma bir şekilde rahatsızlık duyanlar, babamın muzur ukalıklarına, her zaman olmasa bile, çoğu zaman çok haklı ama sert eleştirilerine daha fazla katlanamayanlar, vs. vs... Sonuçta her cumartesi alıştığımız o hızlı hayat oldukça yavaşlamış oldu. O kargaşalı dönemlerde farkına varamasalar da, annemle babamın yerine benim o ergen aklımla farkettiğim bir şey vardı: etrafları yalnızlaştıkça onlar hayatlarında olması gereken en doğru insanlar, bir bir eleğin üstünde kalmaya başlamıştı. Aynı hikaye bir küçük versiyonuıyla lise yıllarında benim başımda da geçti. Kendimi "okulun en sıkı" arkadaş grubunun içinde-tabii ki istisnalar vardı- zannederken, bir anda aslında ne kadar sahte ve boktan bir şeyin içinde olduğumu anlamıştım. hayatta kazandığım ilk insan ilişkisi tecrübem, hiç şüphesiz ki yediğim ilk "arkadaş" kazığıyla birlikte gelmişti. Tabii burda harbi dostlardan birinin sözünü dinlemeyişimin çok büyük payı vardı. Annemle babamın işlerine eren ergen kafam, malasef burda kendi dikine gitmiş, sonunda kendi kedine taş düşürmeyi başarmıştı. O müthiş arkadaş grubunun aslında annemlerin ruh sıkan boş arkadaş gruplarından hiç bir farkı yoktu. Bunu anladıktan sonraki garip kabuğa çekiliş dönemim, belki de üniversite sınavında yapacağım güzel puanın destekçisiydi... Tabii ki son sınıfta yaşadığım bu acayip olaydan sonra arkadaşlık ilişkilerimde bir paranoya dönemi yaşamama da sebep oldu. Çevremdeki iki insandan başka kimseyi dost olarak göremeyeceğimi ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım. Sonra bir gece babamla yaptığım uzun bir konuşma sırasında, hep bana dediği "hayatta kimseye güvenme" cümlesinin asıl anlamını kavramış oldum. babamın demek istediği şey, "salak olma, güveneceğin kişileri doğru seç, ama en çok kendi başının çağresine her zaman bakabilecek güçte olduğunu etrafındakilere hissettir"idi. İşte o kendi ayaklarım üstümde durbilme gücü, insanlarımı seçmede, zaman zaman katmanlara ayrılan, aklımın erdiğince sağlam ve seçici geçirgen bir elek olmuştu. Sonrası mı? Sonrası mutluluk...  Bitirmekte olduğum üniverste hayatım süresince kalbimin tam içine aldığım insan sayısı on parmağı geçmedi diyebilirim. Hiçbir zaman masaları dolduracak insan gruplarıyla birşeyler yapmadım. ama o eleğin üstünde kalan birkaç insan, seneler içinde kabimdeki tahtını sağlamlaştırarak, eleğin içinden yüreğime sızdı ve hali hazırda orada olanlarla kaynaştı. Sel gibi gelip geçici insan güruhları yerini tane tane damlayan , içime sinen insanlara sahip oldum. Hayatınız boyunca toprağınıza güzel insanların damlaması dileğiyle...
SAD-en mutlu haliyle-

31 Aralık 2011 Cumartesi

Delinin yılbaşı dilekleri.. Tüm kafaca seviştiğim insanlarıma... :)

Misafir bekler bir heyecanla bekliyorum 2012'yi... Yapacak bir sürü iş, kazananılacak bir sürü zafer, dinlenecek bir ton yeni müzik, okunacak bir yığın kitap, tanışılacak ve sevilecek bir sürü yeni insan var önümde, önümüzde... Gidenin arkasından konuşulmazmış... O yüzden 2011'le ilgili sayıp söveceğim bir ton vıdıvıdıyı, uzay boşluğuna ışınlıyor, hepinize mantıklı dileklerinizin gerçekleşeceği, doğru kişiyi bulup "hah işte bu" diyerek muzurca göz kırpıcağınız, -buldum diyorsanız, no problemo zati ;)- bir çok heycanlı ve mutlu anla dolu ve tabii ki kulağınızı ve midenizi hep hazla doldurucağınız bir yıl diliyorum...
SAD *Kuklacı*

29 Aralık 2011 Perşembe

Hükümet, medya ve sosyal medya: Bermuda boka batan sac ayağı üçlüsü

Uzun ve alengirli cümleler yazamayacağım, zaten yüzlerce yazar "kafa karıştırıcı" cümleleriyle beynimizin içine ediyor...

Durum şu, Uludere'de Sigara Kaçakçısı olduğu iddia edilen 25 kişi (insan!) "yanlışlıkla" öldürülüyor.
Türkiye medyasının umrunda değil, belki bir kaç internet sitesi... olmasa, "nolmuş canım" deyip geçeceğiz..
Sosyal medya sayesinde uyanıp ya da utanıp, birşeyler yazıyolar. Sağolsunlar..

Hükümetten gelen açıklamalarsa, beni hiç şaşırtmıyor. Var güçleriyle saçmalamaya, ettikleri pisliği yüzlerine gözlerine bulaştırmaya büyük bir itinayla devam ediyorlar.. Varolsunlar...

Ama burda daha önemli bir şey oluyorsa, o da Sosyal Medya sayesinde, ülkem insanının nasıl bir "ölüm makinasına" dönüştüğünü görmemizdir...
Bir hafta önce Fransa'ya soykırım kabulünden ötürü, insanlık dersi vermeye çalışan, onları kınayan, "insan" topluğu, şimdi 35 insanın ölümünden haz duyup, "kana kan" felsefesiyle vicdanlarını rahatlatıyorlar. Twitterda   trend topic'i altında, inanılmaz düşüncelerini hiç gocunmadan paylaşabiliyorlar... Bundan yaklaşık 1 asır önce yaptıklarını tarihlerinden var gücüyle silmeye çalışan Türk milleti, bugün "kazara" ölen 35 insan için "oh olsun" dercesine bir tutum takınabiliyor..


Aslında şunu söylemek hiç de zor değil, İstedikleri plan tıkkır tıkır işliyor..Sacın üç ayağı da istenilen derecede pisliğe bulaşmış durumda....


Allah sonumuzu hayrettsin...

15 Aralık 2011 Perşembe

şiir gelir insana, gece nöbet gibi kıskıvrak...

Cemal Süreya kadar aklım olsa,
Şiir yazardım sana, böyle boylu boyunca
Mısra mısra...
Bu yazdığıma da "şiir" diyorlar tabii
Genel geçer kurallar içinde.
Ben "sen" diyorum.
Olmuyormuş, öyle diyorlar.
Genel geçer kurallar içinde...

İşte böyle şiir gelir insana,
Gece nöbeti gibi kıskıvrak...